3 Ekim 2017 Salı

MÜREKKEP KOKUNU İÇİME ÇEKTİM - 2. BÖLÜM

1. bölüm

Yazmakta olduğum yeni kitaplarım çıkana kadar sizleri bekletmeyip internete özel bir hikaye serisine başlamaya karar vermekle, meğer ne iyi yapmışım... Mürekkep Kokunu İçime Çektim'in daha sadece ilk bölümünü yayımlamama rağmen, muhteşem geri dönüşler ve yorumlar aldım. Görünen o ki Irmak ve Atlas'ın gizemli dünyası, kendi kemik okur kitlesini çoktan yarattı. O nedenle hiç bekletmeden ikinci bölümü de yayımlamaya karar verdim! Hepinize çok teşekkür ediyorum, haydi hiç vakit kaybetmeden okumaya başlayın! Fısıltı: Bu bölümde Irmak ve Atlas tanışacak ve... neyse, neyse, gerisini siz okuyun!
---***---
Bölüm şarkısı: Louis Armstrong - A Kiss To Build A Dream On
"Her şeyden önce teşekkürler. Kitabımı beğenmenize sevindim. Ama işin aslı şu ki, ben o kitabı okumanızı istemiyorum. Zaten yüz adet basılmıştı ve bulabildiğim doksan dokuz tanesini toplamayı başardım. Geriye tek bir tane kalmıştı, sonra her yerde onu aradım. Yok etmek için. Onu yok edin lütfen. Teşekkür eder, saygılarımı sunarım. / Atlas"
IRMAK TARÇINLI SİYAH çayını ve iki çeşit bisküvi paketini önüne almış, elektronik posta kutusuna düşen mail'i belki onuncu defa okuyordu. Annesinin evindeki akşam yemeği olaylı bir şekilde iptal olunca, evden yurda gelmesi o berbat şehir trafiği yüzünden iki saat sürmüş, geldiğinde yemekhane kapandığı için –saat on bir olmuştu– bir anda aç kaldığı gerçeğiyle yüzleşmişti. O da çareyi yurt odasındaki dolabının bir köşesinde her zaman istiflediği market poşetlerinin içini karıştırarak, ne varsa karnını doyurmakta bulmuştu.
"Sevgili Atlas Bey, açıkçası mail'iniz beni şaşırttı. Kitabınızı istiyorsanız onu size geri verebilirim. Böylece ne yapacağınıza kendiniz karar verirsiniz. Yarın kitabı bastırdığınız yayınevinizin oradaki parkta buluşmaya ne dersiniz? Kitabınızı orada bir sahaftan bulmuştum. Saat beş buçuk nasıl olur? Ancak okuldan sonra gelebilirim. Sizi orada bekleyeceğim. Görüşmek üzere. / Irmak"
Bu mail'i, Atlas'a ne cevap yazabileceğini düşünüp karara bağladıktan sonra göndermişti. Onun söyledikleri gerçekten şaşırtıcıydı, Irmak'ın kafasında bir sürü soru vardı. Eğer Atlas yarınki buluşmaya gelirse, hepsini ona yüz yüze sormayı planlıyordu. Bu yeni gelişmeden henüz Cem'i haberdar etmemişti. Ne var ki o gün çok yorulmuştu. Telefonuna baktığında Uzay'ın ona evi terk etmesiyle ilgili sayısız mesaj yolladığını gördü ama hiçbirine cevap veremeden uykuya teslim oldu.
Ancak gece saat dört gibi, birinin ortak alandaki lavaboda boğazını çalkalamasının gürültüsüyle uyandı. Suyu ağzına alıyor, tükürüyor ve böyle devam ediyordu. Bunun bitişik odadaki kız olduğunu biliyordu Irmak. Yurtta sigara içmek yasak olmasına rağmen kız yangın alarmını bir şekilde devre dışı bırakmıştı ve odasında tüttürüp duruyordu. Ama duvarlar incecik, kağıt kadar incecik olduğu için o her ne zaman sigara içse, koku duvarlardan sızıp Irmak'ın odasını da ele geçiriyordu. Irmak onu yurtta çalışanlara söylemeyi çok düşünmüştü ama bunun "ispiyoncu" olarak etiketlenmekten başka bir sonuç vermeyeceğini biliyordu. Yurdun bir kötü tarafı da buydu işte. Duvarlar çok inceydi ve üç oda öteden biri hapşırsa bile onu duyup "Çok yaşa!" diyebilirdiniz. Ya da eğer sevmediğiniz biriyse, sessiz kalıp hiçbir şey demezdiniz tabii.
Böylece uykusu bölünen Irmak bir saat o yana bu yana dönüp durdu ve ancak sabaha karşı tekrar uykuya dalabildi. O gün okulun ilk günüydü, kalktığında ilk derse neredeyse geç kalmıştı. Çabucak hazırlanıp yurttan çıktı. Gergin ve stresliydi. Çünkü o döneme öncekilerden farklı olarak Aslı'sız başlıyordu, kendini yalnız, adeta bir anda çıplak kalmıştı. Mesela özgüven meselesi değildi, bu zamana dek hep Aslı'yla birlikte hareket etmişti, şimdi bir anda onsuz kalınca ne yapacağını bilemeyecekmiş gibi hissediyordu. Artık Aslı'yla yakın arkadaş değildi ve derslerde onunla yan yana oturmayacaktı. Aksi gibi tüm dersleri aynıydı ama birbirlerine karşı yabancı olmuşlardı. Bunu Aslı istemişti. Acaba o da bunları hissediyor mu, diye düşünmeden edemiyordu Irmak. 
Kampüsün demir kapısından içeri girip, tost almak için kafeteryaya yöneldi (sabah yurttan aceleyle çıktığı için kahvaltı yapmaya vakit bulamamıştı). O sırada elinde kahvesiyle kafeden çıkan Aslı'yı gördü, Aslı da onu görmüştü ama sadece başlarını başka yöne çevirerek geçiştiler. Bu çok acı bir durumdu tabii, hele de kısa süre öncesine dek can ciğer kuzu sarması oldukları düşünüldüğünde.
Okulun ilk gününün kötü başlamasının tek sebebi Aslı'yla arasının açılması değildi. Bir şey daha oldu: Dersinin olduğu binanın girişinde, eski danışman öğretmeniyle karşılaştı. Yazdığı bir dilekçeyle, bu yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarındaki kadının değil, Cem'in öğrencisi olmak istediğini belirtmiş ve bu isteği kabul edilmişti. Cem'le birbirlerine aşık olmalarıyla alakası olmayan, önceki bir olaydı bu. Ama kadın sonrasında Irmak'a kafayı takmıştı. Onu nerede görse iğneliyor, alttan alta laf sokuyordu. Sanki kendi öğrencisinin başka bir danışmanla yola devam etme isteğini kendine yedirememiş gibiydi. Dahası, Irmak onun Cem'le arasındaki ilişkiyi bildiği gibi bir kuşku içindeydi. Bu çok kötü olurdu, çünkü Irmak kadının Cem'den hoşlandığını biliyordu.
"Oo, Irmak Hanım nasılsınız bakalım?" dedi Filiz.
"İyiyim hocam, siz?" dedi Irmak. Aslında kadın ondan yalnızca birkaç yaş büyüktü ama yine de "hoca"sıydı işte.
"İyilik sağlık. Okul açıldı, işler güçler. Cem'le işler nasıl? Danışmanından memnun musun?"
"Evet," dedi Irmak, biraz utanmış, yüzü pembeleşmişti. "Her şey yolunda."
"Seçtiğin derslere baktım, bu dönem asistanı olduğum bir dersi alıyormuşsun. Yüzünü sık sık göreceğim demek."
"Yüzünü sık sık göreceğim" mi? Bu da ne demek şimdi? Irmak buna bozuldu ve bir anlam veremedi ama sadece gülümsemekle yetindi. "Ben derse geç kalmayayım, malum daha ilk gün. Görüşürüz hocam," diyerek uzaklaştı.
"Kendine dikkat et Irmak." 
Dersinin olduğu sınıfın kapısından içeri girdiğinde, vücudu birdenbire gerildi: Aslı çoktan gelmiş, orta sıralarda yerini almıştı. Yanında oturan, yazın son demlerinin yaşandığı günlerden birinde sevgilisi tarafından terk edilen İpek'i teselli etmekle meşguldü. Irmak göz ucuyla ona baktı. Eh, Aslı'nın bir tarafı her zaman çok düşünceli ve kibardı. Gerçi o bu tarafını sanki asırlardan beridir görmemişti.
Aslı'yla göz göze gelmemek için ön sıralardan birine geçti, tek başına oturdu. Hoca bir şeyler anlatmaya başladı ve dersin pek ilgisini çekmediğini anlaması, yalnızca iki dakika sürdü. Aklına bir kez daha Cem'e söylediği, "Ama hala istediğim seçmelide yer kalmadı diye o dersi seçemiyorsam, üniversiteden bir hocamla sevgili olmamın ne anlamı var ki?" sözü geldi. Yanlış anlamaya müsait bir cümleydi, ama onu çok iyi tanıyan Cem'in bunun bir espri olduğunu anlayıp ona gücenmeyeceğini biliyordu. Sonra birden aklı Atlas'a gönderdiği mail'e kaydı. Mail'de buluşmak istediğini söylediği için biraz pişman olmuştu. Çok da hevesli görünmek istemezdi. Biraz daha farklı bir şeyler yazabilirdi. Neyse, artık göndermişti bir kere ve akşam parka gidecek, Atlas'ın gelip gelmeyeceğini öğrenecekti. Acaba Cem o gün okulda mıydı? Ona hala hiçbir şey anlatmamıştı! Tabii ki, okulun ilk günü olduğu için muhtemelen okuldaydı ve hayli yoğun olmalıydı. Ama eski danışmanı Filiz'le karşılaşmaktan çekindiği için, onun odasına gitmeye cesaret edemiyordu. Sonra Aslı'yı düşündü. Aynı sınıftalardı, Aslı dersi dinlemek için tahtaya bakarken onu ensesinden görüyor olmalıydı. Acaba tam şu an ne yapıyordu?
Başını hafifçe çevirip geriye, göz ucuyla onun oturduğu yere doğru baktı. Sanki Aslı da bir süredir onu inceliyormuş ama o kafasını çevirince hocaya dönmüş gibi hissetti.
---***---
IRMAK FAZLASIYLA KÖTÜ geçen bir "dönemin ilk günü"nden sonra, Atlas'la buluşacağı parka doğru giderken, saat henüz beş buçuk olmamıştı. O gün Cem'le konuşmamış, hatta ona bir mesaj atarak bile Atlas konusundaki gelişmelerden (mail'den ve o gün buluşacaklarından) bahsetmemişti. Bulutlu, ılık bir havaydı. Parka vardığında bir banka oturup beklemeye başladı. O gün Aslı'yla buluştuğu parktı bu.
Bekledi, bekledi. Saat neredeyse altıya geliyordu, belki de Atlas gelmeyecekti. Tabii ya, Irmak neye güvenip de o parka gitmişti ki? Sonuçta Atlas ona bir cevap bile yazmamıştı. Yine de biraz daha beklemeye karar verdi. Beklerken, telefonunu eline alıp Aslı'ya bir mesaj gönderdi: "Bugün sınıfta kendimi çok kötü hissettim. Tüm dönem böyle mi geçecek? Artık böyle mi olacağız? Sebebini hala bilmesem de eğer sen istemiyorsan tamam, eskisi gibi olmayalım, ama hiç değilse gözlerimiz kesiştiğinde birbirimizin yüzüne bakamaz mıyız?" Bunları göndermişti çünkü neler hissettiğini Aslı bilmek zorundaydı. Beş dakika sonra cebindeki telefon titredi. Bu gerçek bir mucizeydi, Aslı insafa gelip cevap yazmış olmalıydı. Telefonu büyük bir hevesle eline aldı ama... hayır, annesiydi (Aslı'dan cevap beklerken bu onun için büyük bir hayal kırıklığı olmuştu tabii), babasının ona para gönderip göndermediğini soruyordu. Olaylı yemek akşamından sonra ona tam "git başımdan" yazacaktı ki, bakışları parktaki bir ağacın arkasından çıkan genç bir erkeğe takıldı. Bir şey arıyormuş gibi etrafına bakınıyordu. Ya da birini. Sonra Irmak'ı gördü. Bakışları yumuşadı ve hafifçe gülümseyerek ona doğru ilerledi.
Bu Atlas mıydı?
Irmak nasıl birini görmeyi beklediğinden emin değildi; belki, adını kendi yazdığı kitaptan dahi saklayan asosyal, bakımsız, dış görünüşüne hiç önem vermeyen biriydi zihninde canlandırdığı. Ama Atlas... evet, onu nasıl tarif edebilirdi? Kesinlikle heykel gibiydi, sarışındı, felaket çekiciydi. Dalgalı kumral saçları, geniş omuzları, tişörtünün altından kendini belli eden kasları, uzun boyu ve delici bakışlarıyla, az önce modellik yaptığı derginin çekimlerinden gelmiş gibi duruyordu. Ama bunların haricinde, bunalımın eşiğindeymiş gibi bir hali vardı. Bebek suratındaki melankolik yüz ifadesi ve bununla bütünleşen karizması hemen dikkat çekiyordu. Dudakları aşağı sarkmış gibiydi, sanki kendine daha fazla hava katmak için yaptığı bir şeymiş gibi; ama çok belliydi ki, onun doğal duruşu böyleydi.
Atlas ona doğru ilerlerken Irmak bir an için buhar olup uçmak istedi. Hayatında daha önce hiç böyle bir şey görmüş müydü acaba? Bazı erkekler böyleydi. Yani yakışıklı olmaktan ziyade, güzeldiler. İşte Atlas'ta da bu kız güzelliği vardı. Yani tamam, Irmak'ın okulunda çok yakışıklı çocuklar vardı ama Atlas literatüre kesinlikle yeni bir tanım getiriyordu. 
Irmak telefonu elinden indirdi ve birbirlerine baktılar.
"O sensin değil mi?" dedi yutkunarak. Bunu gizlemeye çalışmıştı ama boğazından gelen sesi köşedeki pamuk şekerci bile duymuş olmalıydı. Sahi, o pamuk şekerleri kim alıyordu ki? 
"Evet," dedi Atlas. "Oturabilir miyim?"
"Elbette."
Atlas banka oturur oturmaz Irmak'ın burnuna keskin bir... mürekkep kokusu yayıldı. Mürekkep? Bu mümkün olabilir miydi? Ama bu acı, kesif bir mürekkep kokusu olmaktan çok sanki gül reçeli, vanilyalı çörek, yeni yıkanmış ya da hiç giyilmemiş kot pantolon ve hışırtı çıkaran saman kağıt kokularıyla karışmış bir esanstı. Atlas Irmak'tan beş-altı santim yana oturmuştu, anlaşılan resmiyeti kaybetmek istemiyordu. Of, felaket çekiciydi. Fakat nedense biraz gergin ya da utangaç gibiydi.
"Tanışalım... Ben Irmak Güven," dedi Irmak ve elini uzattı.
"Atlas," dedi Atlas. Ah tabii. Irmak bunu çok iyi biliyordu. "Atlas Siyah."
Irmak elini sıkar sıkmaz, onun vücudundan yayılan sıcaklık kendi vücudunu kapladı, ele geçirdi. Ona neler oluyordu? Atlas onu daha ilk bakışta etkilemiş miydi? Bunları hemen kafasından attı.
"Gerçekten 23 yaşında mısın?" diye sordu. Keşke söze sen diye değil de siz diye girseydi.
"Evet."
Irmak kitabı çıkarıp aralarına koydu. "İşte burada. Ben aldığımda ıslanmıştı, yoksa ben kitaplara böyle davranmam." Samimiyet yaratmak için gülümsemeye çalıştı. Aynı anda aklından sayısız şey geçiyordu. Atlas, 1950-60'ların Amerikan sinema aktörlerinin gençlik hallerine benziyor gibiydi. Irmak onu siyah-beyaz bir fotoğrafta, üstünde bol gelen bir kazakla bir gökdelenin tepesinde durmuş, hüzünlü bir yüz ifadesiyle şehri izlerken hayal etti. Dalgalı, gür ve sağlıklı saçları ona müthiş bir hava katıyor, adeta başının üstünde ahenkle dans ediyordu. En mutlu olduğu anlarda bile yüzünde melankolik bir gülümseme vardı. Bir şeyin ağırlığı altında ezildiğini çok kolaylıkla anlayabilirdiniz. Bununla beraber, üstünde her şeye karşı genel olarak bir umursamazlık havası da vardı. Ah, Atlas'ın böyle biri çıktığına hala inanamıyordu. Cem bunu duyunca acaba ne diyecekti? Belki de bu kısımları, yani Atlas'ın nasıl göründüğünü Cem'e hiç anlatmamalıydı.
Atlas kitaba tiksinti ve şefkat karışımı bir ifadeyle baktı. Parmağıyla kapağa dokundu. "Ah, bu..."
"Efendim?"
"Biliyor musunuz, siz bunu okuyan–"
"Bana sen de lütfen."
Belirgin bir şekilde kendini zorlayarak cümlesine devam etti Atlas. "Sen bunu baştan sona okuyan tek kişisin. Yüz tane basılmıştı ama doksan dokuz tanesini hemen topladım, onları satmaları için götürüp bıraktığım yerlerden kendim satın aldım yani. Bir türlü bulamadığım ve okurla buluşan tek bir tanesi de işte sende."
"Ne?" dedi Irmak şaşkınlıkla. Bir an ne kadar çekici bir erkekle yan yana oturduğunu unutmuş ve onları orada buluşturan konuya geri dönmüştü. "Bana bu kitabın tek okuru olduğumu mu söylüyorsun?"
"Evet."
"Ama neden böyle bir şey yaptın? Yani neden kendi kitaplarını topladın? Yoksa ünlü olmak istemiyor musun?" Irmak gülümseyerek kolunu hafifçe Atlas'ın koluna vurdu, ama sonra onun bunu hoş karşılamadığını anlayarak hemen geri çekti.
"Çünkü," dedi Atlas tuhaf bir sesle. "Çünkü bu bir roman değil. Bu gerçeğin ta kendisi Irmak. Bu benim yaşamöyküm."
Ona şaşkınlıkla baktı Irmak. "Ne yani sen gerçekten de sevgilinin..?" Sevgilinin ölümüne mi sebep oldun?
"Evet," dedi Atlas çabucak. Bir yandan da bunu başka birine anlattığı için hala sıkıntılı gibiydi. "Bak ben zaten yazarım. Yani kendimi bildiğimden beri sürekli bir şeyler yazıyorum. Ama onu kaybettikten sonra, bu durumla başa çıkmak için tamamen yazıya teslim olmam gerektiğini anladım. Yaşadıklarımı birileriyle paylaşmak için duygularımı yazıp bunu bir kitap olarak bastırmak istedim. Bir blog açıp da yazabilirdim ama gerçek olsun istedim, yaşadıklarım sanala hapsedilemeyecek kadar gerçekti çünkü. Ve değerli. Böylece Atlas Kitabı'nı bastırdım ve onları kendim dağıttım. Aslında bunun doğru bir fikir olduğundan başından beri kesin emin olamadım. Birileri okusa iyi olurdu ama doğrusu hiç kimsenin okumasını istemiyordum, kitabın adını ve kapağını da bu yüzden sıradan tuttum. Ve sonunda da zaten bastırdığıma pişman oldum. Her şeyi itiraf etmiştim çünkü. Birilerinin okumasından korkup onları götürdüğüm sahaflardan hemen geri aldım. Defalarca aramama rağmen bulamadığım bir tanesi hariç." Aralarında duran kitaba baktı.
"Ama," dedi Irmak neredeyse itiraz edercesine. Çok alçak sesle konuşuyordu, bu konu hakkında neredeyse Atlas'ın kendisinden bile daha temkinli olması gerektiğinin farkındaydı. "Ama sen tam da bunun olmasını istedin! Kitabını bu yüzden bastırdın! Yani birileri okuyup farkına varsın, senin acılarını bilsin diye, öyle değil mi?"
"Sen hiç sevdiğin birini kaybettin mi?" diye sordu Atlas aniden.
"Ben mi?" dedi Irmak şaşkınlıkla. Buna ne cevap vermesi gerektiğini bilmiyordu. Sonra Aslı'yı, Uzay'ı, ailesini düşündü. "Evet. Yani ölüm değildi ama... Belki de daha zor biliyor musun? Ölüm olduğunda bir şekilde kabullenmen gerektiğini biliyorsun ama yaşarken kaybettiklerin..."
"Kimi kaybettin?"
"Şimdi bu konulara girmesek?"
"Ne iş yapıyorsun? Öğrenci misin?"
"Evet. Sen?"
"Ben... bu olaydan –kitapta yazdığım olaydan– sonra okulu bırakmak zorunda kaldım."
"Ama ailen..."
"Ailem ne?"
"Ailen sana destek olmadı mı?" Konuya böyle hızlı girerek Irmak kendini ne kadar da büyük bir tehlikeye atıyordu. İşin aslı, birinin ölümüne sebep olmuş bir yabancıyla, çok yakışıklı bir yabancıyla yan yana oturmuş, ölüm olayını onun açısından dinliyordu.
"Ailem yok. Tek ailem oydu. O da öldü. Ben öldürdüm."
"Ah evet bunları okudum," dedi Irmak. Sonra bu söylediklerinin kulağa ne kadar trajikomik ve tuhaf geldiğini fark etti. "Ama büyükannen var, değil mi?"
"Evet." Şimdi Atlas'ın gözleri şefkatle ışıldıyordu.
"Sonra bir de şu abi var."
Atlas'ın gözleri bir anda buz kesti. "Evet."
"O kızın abisi... değil mi?"
"Evet. Öldürdüğüm kızın abisi."
Irmak ürperdiğini hissetti. Bu belki Atlas'ın söyleyiş biçiminden kaynaklanmıştı, belki de durum başlı başına ürkünç olduğu içindi.
"Kitapta yazdıklarından... sana istemediğin bir şey yaptırıyor gibi anladım?"
"Evet. Ama şu an bundan bahsetmeyi hiç istemiyorum."
Eh, Irmak bunu anlamıştı çünkü bu konu açıldığından beri Atlas'ın bedeni kasılmıştı. Irmak'ı etkileyen dudakları sessizce aşağı bükülmüştü. Dudakları beni etkiliyor mu?
"Atlas... Bu senin gerçek adın değil yani?"
"Mahlasım diyelim."
"Mahlas mı?"
"Aslında Atlas kitap için kullandığım isim. Farkındaysan kitapta diğer hiçbir karakterin adı yok, çünkü hepsini gizli tutmam gerekiyordu. Olur da beni tanıyan biri okuyacak olursa, ne olur ne olmaz diye..."
"Anlıyorum. Nerede yaşıyorsun?"
"Hala burada. Bu şehirde." Hala derken, sanki sevgilisinin ölümüne sebep olduğu o olayı kastediyordu. Telefonu çalınca, "Affedersin," diyerek açtı. "Evet. Hayır. Ne? Tamam gelirim." Kapattığında bir parça daha sıkıntılı görünüyordu. "Irmak, gitmem gerek."
"Nereye?"
"Gitmem gerek işte."
"Konuştuğun oydu değil mi? Şu abi?"
Atlas bunu bildiği için şaşırmış gibiydi. "Nereden anladın?"
"Tam da kitapta yazdığın şeylerden. Ondan nefret ediyorsun ama dediklerini yapmaya mecbursun, çünkü aynı zamanda kendini ona karşı borçlu da hissediyorsun. Şu anda yüzünde aynen bu ifade var."
Atlas bir şey söylemedi. 
"Sadece merak ediyorum. Başından geçenleri anlattığın bir kitabın tek okuruyum. Sakın burnumu sokuyormuşum gibi düşünme," dedi Irmak. Gerçi, yaptığı basbayağı buydu. Başkasının özel hayatına burnunu sokmak. Ama bu hakkı ona Atlas vermişti. O, bu kitabı bastırıp dağıtmıştı ve şimdi birilerinin okuması sürpriz olmamalıydı, ayrıca bunu engelleyemezdi de, değil mi?
"Haklısın..." dedi Atlas. "Bak. Sana yazarım ve kitabı okuyup ilgilendiğin için sana teşekkür de etmem gerekiyor aslında. Kitabı yazma amacım, senin de dediğin gibi buydu. Birilerinin okuyup acımı paylaşması. Sana bunu yaptığın için gerçekten çok teşekkür ederim."
Bir an için sözleri bitmiş gibi öylece kaldılar. Sonra Irmak:
"Peki kitabın bende..?"
"Fikrim değişmedi. Onu istemiyorum. Yani... Onu para verip satın aldın ama artık olayların içyüzünü biliyorsun. Çöpe atalım mı?" diyen Atlas, bankın kenarındaki eski çöp kovasını işaret etti.
Irmak bir an, kısa bir an için düşündükten sonra, "Bende kalacak," dedi. Bunu kararından dönmeyeceğini belirten net bir sesle söylemişti ve sesi istediğinden çok daha ciddi çıkmıştı. "Başka birine vermeyeceğim, bunu başka kimse okumayacak, söz veriyorum."
Konuşmaları burada bitmişti ama sanki ne Atlas gitmek istiyor, ne de Irmak buna müsaade ediyordu. Banka çivilenip kalmışlardı sanki. Birden bir şey oldu. Irmak ve Atlas ellerini aynı anda kitabın üstüne koydu, parmakları öylece, ansızın birleşti. Sonra Irmak, sanki bir mıknatısın çektiği küçük bir metal parçasıymışçasına, ona doğru eğildiğini hissetti. Atlas'ın vücudunun da tepki verdiğine yemin edebilirdi. Irmak o an, Cem de dahil olmak üzere, hayatındaki herkesin, her şeyin önemini kaybettiğini sandı. Bakışlarını birbirlerinden ayıramıyorlardı. Sonra, göz açıp kapamak kadar kısa bir süre içinde, Atlas'ın bakışlarından bir ışıltı geçti ve ıhlamur renkli gözlerine bir mesafe yerleşti. Ve ayağa kalktı. Irmak'tan uzaklaşması, o ılık sonbahar akşamüstünde buz gibi bir esinti yaratmıştı.
Ayağa kalktılar. İkisi de hala garip bir durumdaydı. Aralarında tuhaf bir atmosfer oluşmuştu. Gizemli yazar ve meraklı okur. Irmak bir okurun bir yazara duyduğu (evet, her ne olursa olsun Atlas bir yazardı) hayranlıktan aldığı cesaretle, yüzünü onunkine yaklaştırdı ve birbirlerini yanaklarından öptüler. Atlas'ın yüzü tahmin ettiği gibi yumuşacıktı, tıpkı bebek gibi. Onu dudağından öpmenin nasıl bir şey olacağını çok merak etti.
"Bana güven tamam mı?" dedi Irmak, kitabı eline alarak. "Ayrıca sen iyi bir yazarsın. Bunların gerçek olduğunu kimse anlamaz."

Atlas nezaketen başını salladı. Daha yirmi üç yaşındaydı ama elli yaşlarında bir adamın olgunluğunu taşıyor gibiydi. Bu o kadar... çekiciydi ki. "Seninle tanıştığıma memnun oldum." Hala isteksiz görünse de, kitabı ondan zorla elinden alacak hali yoktu. Melankolik bebek suratındaki tebessüm, kibar ve mesafeliydi. Başını hafifçe eğerek selam verdi, bu hareketi neredeyse resmi sayılabilirdi.  Arkasını döndü ve geldiği yöne doğru yürümeye başladı. Onu gözleriyle izledi Irmak. Kendisiyle son bir kez vedalaşmak için arkasına bakacağından emindi ama yapmadı. Atlas Siyah öylece gözden kayboldu.
O gittiğinde Irmak şaşkınlıkla banka çöküverdi. Ne yapması gerektiğini bilmiyordu, Atlas'tan etkilenmişti, hem de çok. Atlas "sana yazarım" demişti. Söz verdiği gibi, onu yeniden görebilecek miydi? Keşke bu olan bitenden Aslı'ya bahsedebilse, ona fikir danışabilseydi. Birinden akıl almaya öyle ihtiyacı vardı ki... Elindeki kitaba baktı. Atlas Kitabı'na. İki gün önce hayatında Atlas diye biri yoktu ama şimdi her şey değişmişti. Müthiş bir can sıkıntısıyla kafasını kaldırdı ve onu gördü. Hayatında bu denli bir şoku belki de ilk kez o an yaşadı: Cem karşı bankta oturmuş, konuşmadan ona bakıyordu. Yüz ifadesi kesinlikle hayal kırıklığıyla harmanlanmıştı ve suskun gözleri adeta "bana bunu nasıl yaptın" diyordu. 
İşte Irmak o an gerçekten de buhar olup uçmayı istedi.
2.bölüm sonu, devam edecek
-----------********------------
Yorumlarınızı, tahminlerinizi sabırsızlıkla bekliyorum! Irmak ve Atlas'ın tanışmasını nasıl buldunuz? İkili arasında sizce neler olacak? Irmak ilk görüşte aşık olmuş gibi ama acaba biraz aceleci mi davranıyor? Ya hiçbir şey göründüğü gibi değilse? Peki sizce Cem'in o parkta işi ne? Sorular sorular... Şaşırtıcı sürprizler ve sırlarla dolu üçüncü bölüm kısa süre içinde gelecek, ama biliyorsunuz ki yorumlarınızı ve ilginizi görmek bu süreci daha da hızlandıracaktır. Görüşmek üzere!
Buralarda da buluşalım:

8 yorum:

  1. Buluşma güzel olmuş. Ama yine de Irmak'ın yerinde olmak istemezdim. Hele ki Cem onu gördükten sonra. Devamını merakla bekliyorum. Kaleminize sağlık...

    YanıtlaSil
  2. Kalemine sağlık canım.Çok güzel olmuş.
    Devamını merak ediyorum.
    Sevgiler

    YanıtlaSil
  3. güzel hikayeymiş ilk bölümü kaçırmışım dönüp okudum tabi hemen..

    YanıtlaSil
  4. güzeldi bu bölüm de. iyi oldu biraz gizem geldi. tahmin edemiyorum herhangi bir şey. aman zaten sürpriz olsun daha iyi. ırmaka bişi olmasın yeter :)

    YanıtlaSil
  5. Çok severek okudum birine aşık olmayı tekrar yaşadım adeta :)

    YanıtlaSil
  6. Çok güzeldii :) Irmak ve Atlas’ın buluşmasını okurken çok heyecanlandım valla

    YanıtlaSil
  7. kurgu harika olmuş.. üçüncü bölüme koşuyorum..

    YanıtlaSil
  8. Sonu çok heyecanlı bitti!
    Yalnız Irmak'a karşı soğudum, resmen sevgilisini aldatma girişiminde bulundu, hem de tanımadığı biri için!
    Yine çok severek okudum, kalemine sağlık! ^_^

    YanıtlaSil

YORUMLARINIZ İÇİN ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM!